Describing the mood of Wabi-Sabi

All around, no flowers in bloom
Nor maple leaves in glare,
A solitary fisherman’s hut alone
On the twilight shore

Of this autumn eve.

 

by Fujiwara no Teika  (1162-1241) 

SANATÇILAR, TASARIMCILAR, ŞAİRLER VE FİLOZOFLAR İÇİN WABİ-SABİ: ZEN BUDİZMİ, MODERNİZM VE GEÇİCİ TANIM

Wabi-sabi kusurlu, geçici ve bitmemiş şeylerin güzelliğidir.

Wabi-sabi, gösterişsiz ve mütevazi şeylerin güzelliğidir.

Wabi-sabi, geleneklere uymayan şeylerin güzelliğidir.

Çay Kitabı
Wabi-sabi’yi ilk defa Kakuzo (Tenshin) Okakura’nın 1906’da yayımlanmş ‘Çay Kitabı’ kitabında okudum. Okakura, wabi-sabi terimlerini kullanmadan aslında wabi-sabi’ye ilişkin bir çok açıya dokunmuştu. Muhtemelen okuyucunun kafasını estetik tartışmasının ve kültürel fikirlerinin özünde bulunan yabancı cümlelerle meşgul etmek istememişti. (Kitap, Japon olmayan okuyucular için İngilizce yazılmıştı.) Okakura ayrıca, wabi-sabi’ye doğrudan gönderme yapmaktan da kaçınmıştı. Çünkü bu kavramlar halihazırda Japon entellektüeller arasında tartışılmaktaydı. Okakura’dan neredeyse yüzyıl sonra, bu kavramlar çay seromonisi veya başka bir Japon geleneği hakkındaki her kitap ve makalede özensizce kullanılır oldu. İşin garip tarafı, bu kitaplarda wabi-sabi’yi tanımlamak için kullanılan birkaç cümle(bu kitabın giriş cümleleri) hemen hemen aynıydı. Ayrıca terimler önemsiz kısaltmalar halinde, Japon geleneksel sanatlarının dışladığı yabancı ve sanatla zevk için uğraşan pratikleri tanımlamak için kullanılmıştı. Belki de şu an, standart tanımlamaların ötesine geçmek ve biraz daha derinlere dalmak için kültürel açıdan elverişli bir zamandır. Wabi-sabi’nin parçalanmış, donuklaşmış çeşitli biçimlerini hep bu hisle arıyorum ve bu düşünce belki de onları mantıklı bir sistem içerisinde bir araya getirebilir. Geleneksel bir wabi-sabi yorumcusu, tarihçisi veya kültür otoritesi olmaktan birkaç adım ötedeyim. Satır aralarını okumak, güncellikle uyuşmak, wabi-sabi bütünselliğini ve ne anlama geldiğini bütünüyle kavrama girişimindeyim. Deneysel bir sonuç olarak, ilk adımın estetik evreninde apaçık ve kapsamlı bir şekilde kavranması, bu küçük volümün korunmasıdır.

Gizlemenin Tarihi
Wabi-sabi nedir diye sorulduğunda, çoğu Japon çekinerek başını sallar ve açıklamanın ne kadar zor olduğunu belirten bir kaç özür cümlesi kurarlar. Neredeyse her Japon wabi-sabi hissiyatının ne olduğunu anladığını iddia eder. Herşeyden önce, wabi-sabi çok temel bir Japon kavramı olsa da, bu hissiyatı açık bir şekilde ifade edebilen çok azdır. Peki neden? Bazı Japon milliyetçilerinin belirttiği gibi genetik bir eğilime sahip olmak gerektiğinden mi? Hiç değil. Japoncanın, kullanımına göre ruh hallerini anlatmakta ustalık isteyen, muğlak, kalbin mantığı olan bir iletişim şekli olmasından, ama şeyleri açıklarken akılcı bir dil olamamasından mı? Küçük bir kısmı belki. Ama ana neden elbette kitaplar ve öğretmenler olmadan evvel, hiçbir Japonun wabi-sabi’yi öğrenmemesidir. Bu durum tesadüfi değildir. Tarih boyunca wabi-sabi’nin rasyonel olarak kavranması kasten engellenmiştir.

Zen Budizmi
Neredeyse wabi-sabi’nin başlangıcı belirgin bir estetik tavır olarak Zen Budizmi ile bağıntılıdır. Birçok açıdan, wabi-sabi Zen’in temel ruhani-felsefi öğretilerini örneklemek adına  ‘Zen Şeyleri’ olarak bile anılmıştır. Çay ustaları, rahibler ve keşişler gibi wabi-sabi ile karşılaşan ilk Japonlar, wabi-sabi’yi Zen olarak deneyimlemiş ve Zen zihniyetine uygun olarak kavramışlardır. Belirgin Zen öğretilerinden biri sert bir anti-rasyonelist olmaktır. Zen doktrinlerinin temel bilinci yalnızca akıldan akla aktarılmalı, ne yazılmalı ne de hakkında konuşulmalı. ‘’Söylememeyi bilenler, bilmediğini söyleyenler.’ Bu öğretinin pragmatik basamağı, kolayca yanlış anlaşılabilecek kavramların azaltılması için tasarlanmıştır.  Sonuç olarak, açıkça, hangi maksatla olursa olsun wabi-sabi tanımını açıklayan kişi titizlikle bu durumdan kaçınmalıdır.

İemoto Sistemi
18.yüzyıla kadar, Japonya’daki çiçek düzenleme, çay seromonisi, kaligrafi, şarkı, ve dans gibi ‘sanatlar’ın organizasyon ve  kültürel alışverişi özünde, babadan oğula geçen bir iş gibi, aileler  tarafından adeta bayiileştirilmiştir. Her grubun usta aile üyesine iemoto denir. İlk metin kaynakları, eserler ve diğer materyeller, tıpkı Zen Budizminde olduğu gibi iemoto tarafından kontrol edilir, yalnızca onlarla ve onların seçtikleri kişilerle paylaşılan bilimsel araştırmalardı. Özellikle çay dünyasında İemoto hissedarlarının fikir hakkının bulunduğu bu hayati parça, yani wabi-sabi kavramı açık bir şekilde açıklanmamıştır. Wabi-sabi gibi ‘egzotik’ kavramları ustaca gizlemek aynı zamanda iyi bir pazarlama stratejisi yaratmaktı elbette. Wabi-sabi değerininin davetkar bir parçasını bir anlığına müşteriye göstermek, ama aynı zamanda wabi-sabi’nin anlamını gizlemek iemoto tarzı girişimciliğin en etkili yöntemiydi.

Estetik Gizlemecilik
Wabi-sabi anlamını açığa çıkaran en belirgin durum, estetik sebepler adına ‘esrarengizlik’ mitinin beslenmesidir. Bazı Japon eleştirmenler wabi-sabi’nin kendi gizemini ve tanımlanması zor özelliklerini sürdürme ihtiyacı olduğundan bahsederler. Çünkü onlara göre, tanımlanamazlık wabi-sabi’nin bir özelliğidir. Wabi-sabi’nin tamamıyla anlaşılamayan –kendinde sonlanan- teolojik bir kıstas olduğuna inanırlar. Bu noktadan bakıldığında, gözden kaçırılan veya tanımlanamayan bilgi, wabi-sabi’nin özündeki ‘tamamlanmayan’ kısmıdır. Ideolojik açıklık veya transparanlık, wabi-sabi kavramlarını tamamıyla açıklayabilmek veya indirgeyebilmek adına, onun özüne ait bir durum değildir. Belki de bu eleştiriler doğrudur….

Geçici Tanım
Wabi-sabi’nin en belirgin ve karakteristik özelliği, onu geleneksel Japon güzelliği gibi düşünmemizdir. Batı için mükemmeliyetçilik ölçüsü nasıl Yunan estetik oranları ise, wabi-sabi de kısmen Japon estetik değerlerinin bir tapınağıdır. Yaşam yolunun tüm ifadelerini içerisinde taşır. Son olarak, güzelliğin belirgin bir türüdür. Wabi-sabi’yi karşılayacak en yakın kelime ‘rustic’(eng.)tir. Webster’ın tanımına göre, ‘rustic’ kelimesini ‘basit, sanattan yoksun ve sofistike olmayan, düzensiz ve kaba yüzeyler’ olarak tanımlar. ‘Rustic’ kelimesi wabi-sabi estetiğinin yalnızca sınırlı bir boyutunu temsil etmesine rağmen, çoğu kişinin bir wabi-sabi ifadesini gördüğündeki ilk tepkisi ‘rustic’tir. Bizim çoğunlukla ‘ilkel sanat’ olarak adlandırdığımız basit, gösterişsiz ve gündelik nesnelerle bazı ortak özelliklere sahiptir. İlkel sanatların aksine, wabi-sabi neredeyse hiçbir zaman temsili veya sembolik değildir. Aslında wabi ve sabi Japonca kelimeleri oldukça farklı anlamlara sahiptir. Sabi soğuk, yavan ve solmuş anlamlarına gelir. Wabi ise, doğada yalnız yaşayan, toplumdan uzak, bezginliği, keyifsizliği ve neşesizliği seçmiş anlamındadır. … Geçen yüzyıllar boyunca wabi-sabi’nin anlamı bugünki anlamından oldukça uzakta ve bulanıktır… Ama eğer wabi ve sabi’yi kendi özleriyle  ele alırsak, aşağıdaki farklılıklara ulaşırız:

Wabi                                                                  Sabi
Bir yaşam yolu                                                  Nesnesel malzemeler
Ruhani bir patika                                             Sanat ve edebiyat
İçe doğru                                                            Dışa doğru
Öznel                                                                   Nesnel
Felsefi yapı                                                         Estetik Erek
Konumsal olaylar                                             Geçici olaylar

Modernizm ile karşılaştırma
Wabi-sabi’nin ne olup ne olmadığını anlamak için, 20. Yüzyılın sonlarındaki baskın estetik duyumsamanın endüstrileşmiş uluslararası toplumlarda kabul gördüğü modernizm ile kıyaslamak ve karşılaştırmak yardımcı olabilir. Modernizm, sanat, tasarım tarihi ve felsefe de dikkatleri üzerine toplayan diğer bir kaygan terimdir. Biz burada New York Modern Sanatlar Müzesi’nin daimi koleksiyonundaki çoğu parçada görülen türden bir modernizmi, ‘orta’ modernizmi tarif ediyoruz. Orta modernizm, II. Dünya Savaşı sırasında üretilen pürüzsüz, minimalist uygulamaların olduğu, makineler, otomobiller ve cihazları kapsar. Aynı zamanda, Modern Sanatlar Müzesi’nin kendisi gibi metal, cam ve betondan yapıları da içine alır.

Benzerlikler
-İksi de, yapay nesneler, alanlar ve tasarımlardan oluşur.
-İkisi de, kendi zamanlarının temel ve baskın duyumlarına karşı türemiştir. (Modernizm’in Klasisizm’e, Wabi-sabi’nin Çin etrafında şekillenen Japon el sanatlarına)
-İkisi de, bir yapıyı bütünüyle tasarlamaktan kaçınır.
-İkisi de güzellik ereğinin temsil edilemez tarafıdır ve soyuttur.
-İkisi de karakteristik yüzeyleri ile kolayca tanınabilir. Modernizm kusursuz, gösterişli ve  pürüssüzdür. Wabi-sabi ise dünyevi, mükkemmellikten uzak ve rengarenktir.

Farklılıklar

MODERNİZM WABİ-SABİ
               kamusal            özel
               akılcı            sezgisel
               mutlak            göreceli
               prototipik            duruma özgü
               modüler            değişken
               ilerlemeci            döngüsel
              doğanın kontrolü            doğa ile harmoni
              teknoloji            doğa
              makinelere adaptasyon            doğaya adaptasyon
              simetrik            organik
              karesel            eğimli
              insan yapımı            doğal
              kaliteli, cilalı, düzgün        Basit,pürüzlü,dokunsal
              bakım            geçişlilik
     Duyuların indirgenmesi /zapt edilmesi       duyuların genişletilmesi
             açıklık             muğlaklık
     fonksiyonellik, işe yararlılık             doğallık
            maddesel             gayri-maddi
            bütün hava şartları             mevsimsel
            açık, parlak             karanlık, loş
            serin             sıcak

*Bu metin, Leonard Koren’in ‘Sanatçılar, Tasarımcılar, Şairler ve Filozoflar için Wabi-Sabi’ adlı kitabının bir bölümünden çevrilmiştir.
Resim 1:  A Chair of Expanded Metal,  Shiro Kuramata
Merve Deniz, 2014

Etiketler , , , ,

Art Captures Politics Out in the Open

 The contemporary politic arts and the other works of art that can be gathered under the same title are becoming a highly controversial concept. Both the groups that analyze art as a description of ideology and the other groups argue against them are being polarized. Thus it leads to solution of problem of the art itself. It defines what is called art as well. This paper demonstrates the eristic ‘politic art’ which is shaping contemporary art practice in public art. In my opinion, art is an adequately politic act in itself and it doesn’t comprise of any other concept except for itself. Nevertheless we cannot ignore the all images.

Marc Quinn’s artwork at Trafalgar Square is a specific example for this situation. There was a disabled pregnant woman sculpture which did not have legs and arms. It could be seen on every side of the square. Quinn examines the aesthetic value of audience. He makes visible the things that nobody wants to see but cannot ignore regardless. Marc Quinn was successful. People had written so many petitions to revoke. 

His artworks are also the biggest sign that artworks may go out of the sterile art spaces which we call ‘white cube’. Rather than museums and galleries, artworks aren’t hidden into buildings. They are public, discernible and politic enough. His artworks contact with intimate relation of their environment and the audiences. Thus, he draws attention to the viewers who aren’t emphasized in a triangle of artworks, artists and audiences.  There are more examples like photographer J.R. He takes many great photos that are consistent of the Palestine and Israeli people. Afterwards, he sticks them on the roofs and walls. Therefore, he interferences at problematic and he also discusses artworks and audience in the same context.

Last but not least, public spaces have serious implications for artworks and audience. The audience is at the same level with the artworks and this kind of artworks breaks the informal art rules. In conclusion, politic art and the environment are the most effective duo for creating awareness. Art is sometimes better defined by what is left out than by what is put in.

Merve Deniz

2013, July

Etiketler , , ,

Cultural Crisis between British Museum and Turkish Government

Business UK Magazine vol 12.

Cultural Crisis between British Museum and Turkish Government

 All those who have visited the British Museum, they might have asked this question: Is British Museum really ‘British’? Comparatively speaking, in the museum, ancients of Asian, African, European and even American origins seem to lure visitors more than British cultural heritages do. Okumaya devam et

Etiketler , , ,

ÖTEKİLER, SANATÇILAR, ESTETİKLEŞTİRME VE KAMUSAL ALAN

Rh+Art Magazine 99.sayı

Sunuş

13. İstanbul Bianeli ‘Anne ben barbar mıyım?’ kavramsal çerçevesini ‘mutlak öteki’ ve ‘kamusal alan’ kavramları üzerinden gerçekleştireceğini açıkladı. Kavramın illistrasyonu olarak sanattan öte farklı bir bianel izleyeceğimizi pek düşünmesek de, bienal küratörü Fulya Erdemci’nin söylemleri sanat dünyası içerisinde tartışılan ve eleştirilen bir noktada duruyor. Öyle ki, bienal karşıtı protestolar, yazınlar şimdiden başlamış durumda. Okumaya devam et

Etiketler , , , , , ,

WABİ-SABİ: YALNIZLIĞIN ESTETİĞİ

Wabi-Sabi: Yalnızlığın Estetiği

 Tarihi Japonya ve Çin’deki neredeyse tüm sanatlar estetik ilkelerini Taozim ve Zen budizminden almaktadır. Bu İki büyük felsefi gelenek, Japon psikolojisi ve kültürüyle özellikle uyumlu olabileceğini ispatlamıştır. Modernin etkisinden bağımsız bir  Çin ya da Japon başyapıtının karakteristiği, işin doğal ve yapmacık olmayan,  hatta ‘rastlantısal’ görünümü olmaya devam eder. Sanatçı, doğa ve onun evrensel rastlantıları ile çalışmakta ve onlara bir düzen vermektedir. Yol gösterici ilkeler Wabi ve Sabidir. Okumaya devam et

Etiketler , ,

FİLOZOF-SANATÇILAR, SANATÇI-FİLOZOFLAR?

Rh+ Art Magazine 98. sayı
Estetik her ne kadar yaygın olarak güzel çalışmaların karakteristiği ya da incelemesi olarak tanımlansa da, -ve son bağlayıcı tanımlama olarak estetik teori- çoğunlukla literatür ve müziğe doğru yönlendirildiğinden, gerçeklik kavramının görsel ile ilişkisinin bir şekilde çelişkili bir biçimde temellendirildiği batı kültürünün yükselişine şahit oluyoruz. 70lerin sonunda, görünmez dizgesel politik ütopyanın belirgin hale gelmesiyle, spesifik politik hareketlerde yer alan felsefi düşüncenin söylemler içindeki çeşitliliğinin dönüşümüne yol açtığı görülür. Fransız ekonomi, etnoloji, psikoanaliz, tarih ve dilbilimin köktenleşmesi açıkça referans olan kritik noktası ile Hegel ve Nietzsche’ye dayanır.  Okumaya devam et

Etiketler , , , , , , ,
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 27 takipçiye katılın