Kent Estetİğİ

‘Kültür eylemde’ türünden topluluk temelli projeler parasal açıdan çeşitli kaynaklara dayanıyor: genel vakıflar, sponsor şirketler, belediyeler, bireysel bağışçılar( ülkemizdeki en belirgin yansıması kişi ya da kurumlara atfedilen çeşmeler), iş dünyasının yaptığı ayni yardımlar ve reklamlar. Topluluk temelli projelerdeki anlayış, bunların uygulama yerleri ve para kaynakları bu projeleri özel bir anlamda ‘kamusal sanat’ haline getirmektedir. Fakat bu projelerde gördüğümüz, kendilerini sanatla hayatın kaynaşmasına yoğun olarak adama özelliği, pek çok sanat eserinde de karşımıza çıkabiliyor, ve işte daha geleneksel anlamıyla asıl ‘kamusal sanat’lar bunlar, yani doğrudan hükümet organlarınca sipariş verilen eserlerdir. Son otuz yıl içerisinde kamu binaları ve plazaları için, ‘kısmen sanat programlarına ayrılan yüzdeler’ (ki sanat eserleri için kullanılacak olan yüzde yarımlık kamusal inşaat masrafı bunların dışındadır) sayesinde, sayısız heykel, resim ve karma sanat eseri, tasarımlar(duraklar, parklar, oturma düzenekleri) yapılmıştır. Bu kamusal sanat eserlerinin çoğu estetik seyre dalma amacıyla yapılmış kendine yeten soyut yapılardır ve bunların bir kısmı bulundukları mekanı güzelleştirirler. Ne var ki nasıl atın üzerindeki tunçtan general devri çoktan geçtiyse artık bugün estetik seyir için yapılan kendine yeten eserlerin egemenliği de tehdit altındadır ve bu tehdit sadece doğrudan doğruya seyirciye hitap eden renkli karma sanat eserlerinden değil aynı zamanda da bir yandan görsel bağlanmayı hedeflerken öte yandan oturma, toplanma yahut oyun oynama mekanları yaratmaya çalışarak sanatla zanaatı birleştiren Mary Miss yahut Scott Burton gibi sanatçıların kamusal mekan için yaptıkları tasarımlardan gelmektedir.

mary miss-colarado-boulder creek

Mary Miss- Bounder Creek  

scott burton-six-part seating

 Scott Burton- Six-part Seating

Bu bağlamda Richard Serra‘ nın New York’taki tartışmalı eseri Yatık Kemer‘ i incelemek yerinde olacaktır. Serra‘ nın Yatık Kemer’i etrafında yapılan yoğun tartışmalarda , yaratıcı dahi olarak sanatçı ve kutsal nesne olarak da sanat eseri şeklindeki yüce idealleriyle modern sanat sisteminin bütün yerleşik değerleri geçit yapıyordu. Tartışma, Yatık Kemer‘in önüne dikildiği binada çalışanların itirazlarıyla başlıyordu: çalışanlara göre, Serra’ nın binanın önündeki meydanı ikiye bölecek şekilde diktiği on iki fit yüksekliğindeki çelikten duvar meydanın kullanımını mahvetmişti. Eserin meydandan kaldırılması için mahkemeye başvuruldunda ise Serra, eserin ‘mekana özel’ olduğunu ve yeri değiştirildiği takdirde hiçbir anlamının kalmayacağını ileri sürüyordu. Ancak tabii şurası açıktı: Serra‘nın mekana özel oluş düşüncesinde, bağımsız bir sanat eseri olarak Yatık Kemer‘ e nasıl tepki gösterecekleri yanı sıra insanların meydanı nasıl kullanabilecekleri de hesaba katılmıyordu. Serra böyle bir tavır almakla kötü adam olmuyordu: bunu yapmakla, modern sanat sisteminin düzenleyici ölçütlerini ifade ediyor ve bu konuda kendisiyle hemfikir olan bir seçici kurulun dileklerini yerine getiriyordu sadece.

richard serra-yatık kemer

Richard Serra-Yatık Kemer

Bugün büyük şirketlerin, binaların yüzeylerini kaplayan, retinalara kazınan, adeta görsel hafızayı ve sumbiminal mesaj olanaklarını zorlayan  dev reklam afişleri de tek bağlamda Serra‘ nın Yatık Kemer‘iyle bağdaştırılabilir (biçimsel ve içeriksel eleştirisi çıkarıldığında ve Yatık Kemer‘i salt bir nesne olarak okuduğumuzda): yukarıda bahsedilen modern sanat sisteminin ölçütleri.  Burada sanat ve tasarım kavramlarını birbirinden ayırmak yerinde olacaktır. Bu reklam afişlerinin amacı sanat sevicilerin rafine zevklerine hizmet etmek, estetik bir beğeni oluşturmak değildir. Halihazırda tasarım nesneleri olmalarına, grafik tasarım süreçlerinden geçmelerine rağmen, şehrin dokusu ister modern olsun ister tarihi, hiçbir bütünlük oluşturmadan, yalnızca işlevlerine bağlıdırlar: teşhir edilen ürünü mümkün olan en alımlı şekliyle izleyiciye sunmak. Burada, Serra‘ nın eserinin insanlar üzerinde yaptığı sıkıştırıcı, alan daraltıcı etkisi ve bu reklam afişlerinin bir bütün olarak görsel kirlilik yaratması ve  kentin estetik dokusunu bozuma uğratması yanı sıra tüm dikkatleri üzerine çeken, örtücü dev etkisi benzerdir.  Fotoğraf sanatçısı JR‘ ın çeşitli ülkelerin banliyö kentlerinde gerçekleştirdiği Women Are Heroes isimli dev ebatlardaki fotoğraf çalışmaları ya da Banksy‘ nin graffitileri yerine bizim ‘olmayan’ kent estetiğimizi de bu reklam afişleri oluşturur. Serra‘ nın eseri de tam olarak bu mecrasızlığı eleştirmektedir.

sweep_banksy_1031

Banksy 

  dp-jr-eng-1

  JR-Women Are Hereos

5157367187_8823f29a48

Jr-Women Are Hereos

Aynı şekilde Buren‘in Sütunlar‘ı yalnızca etraftaki kolonlarla uyum sağlayacak ve alçak avlu boşluğunu açığa çıkaracak ‘anıtsal heykel’ olarak değil aynı zamanda da oturulacak ya da üzerine çıkılacak sütunların bulunduğu ve ziyaretçileri ‘canlı heykeller’ e dönüştüren yayalar için bir ortam olarak tasarlamıştır. İnsanların aktör oldukları ve birbirlerine kendilerini gösterdikleri, insanların her birinin sanatçı olduğu ve birbirlerine hitap ettikleri Biron‘ un Sütunlar‘ı, hem çatıların üzerilerinde yağmurdan koruyucu bir branda olarak gerilen hem de bakıldığında estetik haz yaratan JR‘ın fotoğrafları, sanatın eleştirel bakış açısına hizmet eden ve aynı zamanda sert ve donuk duvarları renkli hale getiren ve yaşamın içine alan Banksy‘ nin graffitileri demokratik bir işbirliği, hizmet ve toplumsal görev vizyonuna kucak açan eserlerdir.

Daniel Buren, Les deux plateaux, 1986, Palais-Royal, Paris,Vue 2

Daniel Buren- Sütunlar

Oysa bugün ülkemizde, sanatın ve sanat yapıtının estetik değerini kurumlar, kent mobilyalarının beğeni ölçütlerini de devlet organları belirlemektedir. Az maliyetli ve az işlevli bu tekdüze nesneler adeta baskıcı güçlerin oluşturmaya çalıştığı ‘tek tip insan’ modelini de desteklemektedirler. Birbirinin aynısı olan parklar, binalar, oturma alanları tasarımın biricikliğini kırarken, insanların nesnelerle kurduğu etkileşimden birhaber anti-estetik bir konumdadırlar. Bu nedenle de  adaptasyonun- estetik beğeni yargısının olmadığı, dolayısıyla yaşamın tekdüze ve sıkıcı bir hale geldiği ‘çirkin’ ve kirli kentler, nesnelerle iletişime geçemeyen, tek tip, yaşamdan zevk almayan insanların oluşması kaçınılmazdır.

_MG_6275_MG_6273

Kadıköy, İstanbul

İnsan yalnız duyularıyla algıladığı dünya fikrine göre bir dünya tasarımı yapar. Ontolojik olarak dünyanın tanımlanması mümkün olmadığından dünya, yaşanılan alan-mekan insan tasarımından ibaret hale gelir. İnsanın yaşadığı dünya ile kendi özünün farklılığı bireyde alternatif bir dünya yaratma gereksinimi doğurmuştur. Bugün gittikçe mekanikleşen, sanayileşen yerleşim alanları içerisinde duygusal tarafımızı da tatmin eden nesnelere gereksinim duyarız. Bu gereksinimi karşılayan alan ise ne tamanen algılanan dünyadan ne de  var olan gerçek dünya arasında uzlaşıma varmaya çabalayan endüstriyel tasarımdır. Ancak bu tasarımlar sayesinde insan yabancılaşmaktan sıyrılabilir. Bu bağlamda kent mobilyaları ve kent estetiği algılanan dünya içerisinde duygusal etkileşimi sağlayan en önemli nesneler haline gelir.

*Bu metin aşağıda adı geçen kaynaklardan yararlanılarak oluşturulmuştur.

Larry Shiner, Sanatın İcadı

İsmail Tunalı, Sanat Tasarımı

Jale Nejdet Erzen, Çoğul Estetik

Etiketler , , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: