MELANCHOLİA- LARS VON TRİER

Dogville, Antichirst gibi filmlerle tanınan Lars Von Trier’in son filmi Melancholia. Filmde Kristen Dunst, Charlotte Ramping ve yönetmenin vazgeçilmez isimlerinden Charlotte Gainsbourg başrollerde. (Kristen Dunst)Justine’in düğünüyle başlayan film, ilerleyen sahnelerde dünyaya bir gezegenin çarpacağı korkusuyla (C.G.)Claire’in sakin ama bir o kadar gerilim dolu bekleyişiyle devam ediyor. Aslında Hollywood’un sıkça kullandığı ‘apokaliptik son’ konsepti, bu kez Trier’in deneyimi ve tarzıyla başka bir estetik yaratıyor, filmi klişeden sıyırıyor. Etrafta koşturan insanlar, havada uçuşan arabalar, patlamalar yerine metal bir çubuktan eğilmiş daireyle ölçebileceğiniz bir son yaratıyor. Böylece Melancholia gezegeninin dünyaya çarpması bir son yaratma kaygısından öte, senaryonun her dem tedirginliği gezegenin metaforik anlamlarına yöneltiyor. İnsanın doğa karşısındaki yetersizliği, bilgisizliği, karşı koyamazlığı aslında çok tanıdık bir kavrama, Kant‘ın ‘yüce’sine işaret ediyor. Kant ‘Yüce’ karşısında, kişinin ciddi, kimi zaman hareketsiz ve şaşkın olduğunu söyler. Filmin en başında yer alan yavaş çekim sahneler, senaryonun durağan işleyişi, doğanın gücünü vurgulayan kareler yüce’yi kuramsal düzlemden görsel düzleme taşıyor. Melancholia’nın yüce ile olan ilişkisi, Romantik dönem sanat eserleriyle benzeşiyor, bu da filmin farklı bir boyutta okunmasına olanak tanıyor; Trier‘in sanatsal pratiğine, sanatla olan ilişkisine.

Image

Burada Trier‘in kariyerine reklam filmleri ve dizileriyle başladığı göz önünde bulundurularak kendiyle bir iç hesaplaşması olarak okumak mümkünleşiyor. Filmin içerisine yedirilmiş bir ‘slogan bulma’ durumu da Trier’in sanki zamanında zihnini ele geçiren reklamcı göz yerine, hayranlık beslediği ve beslendiği resim ve sinema sanatına geri dönüşünün sancılarını taşıyor. Trier, doğrudan ‘Bu filmde tüketim kültürüne bir eleştri yaptım’ demekten öte, daha çok duygulanım(affection) üzerinden iki tipleme cisimleşen sinizm ve naivitenin dışavurumu ve patlama anını yansıtıyor. Sanata ve piyasaya yakınlığı sebebiyle Trier‘in merkezi konumu da buradan gelmekte. Filmde, reklamcıların sıklıkla kullandıkları sağdan doldan duydukları cümlelerden slogan oluşturma, hızlı taklit, fikir çalma gibi sinemanın kendi özüne karşı duran çatışmaların kullanımı sıklıkla görülüyor. Piyasalaşmış reklam sektörünün kinik tavrını vurgulayan düğün sahneleri, reklamcılık yapan Justine’in patronunun sürekli olarak slogan istemesi, hatta slogan çalması için birini işe alması bu çatışmanın belirgin örneklerinden. Justine’den slogan kapmak için işe alınan genç reklam piyasasının özneleştirilmiş halini yansıtmak üzere ana karakterle sürekli olarak hızlı bir iletişim kurma çabası sergiliyor. Justine ve gencin sevişme sahnelerinin erotizm ya da seksüel bir gönderme içermemesi, geniş açıyla izlenen uzak çekimden dolayı yalnızca hareketlerinden Justine’ in, adeta gencin ırzına geçercesine bir cinsel ilişki yaşandığını düşündürten de yine yönetmenin iç hesaplaşmalarının, Trier‘in reklam piyasasına şuanki bakışının görselleştirilmesi. Yine, Justine’in seri ve gergin bir tavırla tasarım kitapları ve dergilerini kaldırması, yerine sanat eserlerinin bulunduğu kitapları dizmesi aynı bağlamda okunan sahnelerden biri haline geliyor. Trier, tasarım ile sanat arasındaki çizgiyi belirlerken, senaryo içerisinde kendine ait bir yer ediniyor.

Image

Elbette kendi sinematografik dilini oluşturan bir çok yönetmen tarafından uygulanan bir teknik bu. Burada Zizek’in Hitchock film okumalarına bakmam uygun olacak:Hitchock’un tüm filmlerinde yönetmenin anlık olarak bir kareye dahil olduğunu görülür.‘Topaz’ filminde tekerlekli sandalyede görününür ve Hitchock bu filmi en kötü filmi olarak nitelendirir. Ölümüne yakın çektiği ve son filmi olan ‘Family Plot’ da silüet halindedir. ‘Rope’ da karşıdan karşıya geçen bir adamdır, bu da metaforik olarak bağlayıcı, aktarıcı rolünü temsil eder. Trier‘in bu tekniği Hitchock gibi direkt anlatım, görünen olma üzerinden değil, oyuncular ve oyun üzerinden veriyor olması filmlerinde ve özellikle ‘Melancholia’ da vurguladığı kurgucu tavrın göstergesidir. Dünyaya çarpması beklenen gezegenin, yazının en başında bahsedilen telden eğilmiş bir daire yardımıyla ölçülmesi, gün ve gün ne kadar yaklaştığı ve uzaklaştığının hesaplanması yine bir oyuna, kurgulamaya işaret eder. Trier tüm filmlerinde olduğu gibi, Brecht tiyatrosunu anımsatan bir teknikle kurgusalın gerçeklikle olan bağıntısını seyirciye aktarma yolunu izliyor. Seyirci böylece sinemanın özündeki anlatımcı tarafa dahil olurken, yan anlamlarla bir başka kurguya dahil oluyor. Böylece film ‘dünyaya çarpan bir gezegen’in ötesindeki anlatım ile bilimkurgu kategorisinden ayrılıyor. Halihazırda tüm apokaliptik son temalı filmler senaryonun büyük bir kısmını olayın oluşu ve sonrasını aktarırken, Melacholia tüm film boyunca izleyiciyi sürece dahil edip, çarpışma anının beklentisini yoğunlaştırıyor.

Merve Deniz
2012

Etiketler , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: