SİNEMADA ÇİRKİNLİĞİN ESTETİĞİ

Lumiere kardeşlerin ilk hareketli görüntüyü kaydetmeleriyle başlayan sinema sanatı 20. yüzyılın en etkili dillerinden biri haline gelmiştir. Sinema teknolojilerinin erken dönemlerinde filmler siyah beyaz ve sessiz olarak kaydedilmiş, bu nedenle de senaryonun doğru aktarımı açısından dekora, oyunculuğa ve kostüme önem verilmiştir. Bu teknik yetersizlikler sebebiyle oyuncular, izleyici ve perde arasındaki ilişkiyi güçlendirmek adına abartılı mimikler ve jestler kullanmışlardır. Alman dışavurumcu sinema bu yapay dili oluşturan ve aktaran geniş örneklerle doludur. Yalnızca iç mekanlardan oluşan setlerde, dekor herşeyden önce gelmiş, roller ve karakterler dekora uyum sağlayacak şekilde düzenlenmiştir. Alman dışavurumcu sinema, tamamen tekinsiz ortamı ve kübizme yakınlaşan dekorları nedeniyle resim sanatı içerisindeki dışavurumculuk akımıyla bağdaştırılmıştır.

Bu sinema türünün en iyi örnekleri olarak kabul edilen Metropolis ve Dr. Caligari gibi filmlere bakıldığında, bu yapıtların toplumun genel görüntüsüne bir bakış yaptıkları görülmektedir. Metropolis, gelişen teknolojilerle birlikte insan emeğinin yerini alan makinaları, duruma adapte olmak zorunda bırakılan, makineleşmiş insanları konu edinir. Dr. Caligari ise, deli bir doktorun bir uyurgezerle olan ilişkisini anlatır. Doktor uyurgezere emirler verir, uyurgezer de tüm talimatları yerine getirir. İki örnekte Nazi Almanyası öncesinde çekilmesine rağmen ülkenin , birinci dünya savaşı sonrası travmalarını ve kaybolmuşluk duygusunu yansıtır. Bu sebeple de Hitler Almanyası’na ilişkin öngörüde bulunmaları açısından önemlidir. Bu filmler konu olarak birbirlerine yakın dursalar da asıl benzerlikleri kullanılan çekim tekniklerinde ve senaryoyu aktarma yöntemlerindedir. Işığın kontrast kullanımı, abartılı makyajlar ve bozuk şekilli nesneler senaryoyla bütünleşmiştir. Avangard ve sonrası dönem filmlerinde bu tekniklerin daha az kullanıldığı, içeriğin biçimden önce geldiği görülmektedir. Sinema teknikleri geliştikçe formun kendisini deforme etmekten öte, yönetmenlerin içeriğe daha çok yoğunlaştığı, sinemayı toplumsal sorunları aktarmada bir yol olarak gördükleri söylenebilir. 1972 yapımı Pink Flamingos adlı film kitsch’in sinemadaki temsili olarak görülmektedir. Aktivist Divine karakteri dünyanın en iğrenç insanı olduğunu düşünmekte, hayatını iğrençlik ve tiksinti uyandırma dürtüleri üzerinden yaşamaktadır. Yönetmenin burada pembe flamingoları ters estetik oluşturma amaçlı kullandığı söylenmektedir. Dönemin Amerikan kasabalarında her evin önünde bulunan plastik filamingolar, toplumun tüketici, obur kimliğini yansıtmaktadır. Passolini’nin Salo ya da Sodom’un 120 günü isimli yapıtı da bu noktada Pink Flamingos ile örtüşmktedir. Filmin ana teması faşizm ve kontrol altında tutulmaya çalışılan toplum olsa da, senaryo cinsel istismarlar ve şiddet üzerinden işlenir. Yönetmen burada cinselliği ve şiddeti bir metafor olarak kullanır. Aktarmak istediği bir başkası üzerinde iktidar olma dürtüsüdür.

Bu anlamda da sinema türlerinden biri olan cinsellik ve istismarı birlikte kullanan snuff’un başlangıç noktası olarak kabul edilir.

Sinemanın görsel dili bir süreç barındırdığından iğrençlik, tiksinti ya da çirkinkik gibi kavramları işlerken pornografikleşmeden rahatsız etmek adına, hikayeyi doğrudan değil imgeler üzerinden tanımlamak için uygun bir formattır. Yalnızca uzun metraj filmlerde değil, Happy Tree Friends gibi çizgi filmlerde, japon animelerinde ve Aphex Twin’in video kliplerinde de öteki, ölüm, şiddet gibi kavramların dolaylı yollardan işlenmesi söz konusudur.

Merve Deniz

2011

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: