Sanat ve Sİyaset İlİşkİsİ Üzerİne Bİr Deneme

+rh art magazine 96. sayı

Güncel ya da çağdaş sanatın siyasetle olan ilişkisi ve ‘politik sanat’ başlığı altında toplanan çalışmalar aktüel sanat dünyası içerisinde tartışılması gereken bir konu olmaktan çok, hemen hemen her sanatçının beslendiği bir alana dönüşüyor. Sanatı bir ideolojinin temsiliyeti bağlamında inceleyen bir grup ve sayıları gittikçe azalan karşıt bir başka grubun kutuplaşması, sanatın kendi problematiklerini çözümleme ve tanımsal olarak belirli bir perspektifte irdelenmesine de olanak tanıyor. Bu yazıda tarihsel bağlamı içerisinde, sanatın siyasetle olan ilişkisi üzerinden güncel sanat pratiklerini şekillendiren bu tartışmalı ‘politik sanat’ tümcesini açımlamaya çalışacağım. Kişisel kanaatim, sanatın kendi içerisinde yeterince politik bir eylem olduğu ve kendinden başka herhangi bir kavramın temsillerinden oluşmadığıdır. Fakat, yine de bu düşüncenin karşıtlığından oluşan geniş bir imgeler toplamını da görmezden gelmek mümkün değildir.
Leonard Koren, “sanatın neyi içine alacağından çok neyi dışarıda bırakacağını daha iyi bildiğini” söylüyordu. Sanat tarihine baktığımızda da sanatçıların dönemsel olarak belirli bir konuya ya da tekniğe yönelmiş olduğunu görüyoruz. Sanat, bir dönem büyü, başka bir dönem dini temsillerin aracı ya da bir ideolojiyi yaygınlaştırmak için kullanılan güçlü bir medyum oldu. Sanat eseri olarak kabul gören yapıntıların kapsamları değişse de sanat kendisi olarak her zaman aynı kaldı ve burada düşünülmesi gereken de sanatın ne’liği sorununa dönüştü. Şüphesiz sanatın, kilise ve Hristiyan felsefesinin hegomonyasından sıyrılmasından itibaren sanatçıların erekleri ve pratikleri de değişime uğradı. Sanatın toplumdan bağımsız düşünülemeyeceği varsayımıyla hareket eden Batı sanat tarihi, sanat ve siyaset ilişkisini gösteren geniş bir tarihselliğe sahip: Bruegel’in ve Corubet’in işçi tasvirleri, Rodin’in Calais Köylüleri, Rodçenko’nun Emniyetli Kauçuk Bebek Emzikleri, James Montgomery Flagg’ın Seni ABD Ordusu İçin İstiyorum afişi ve nicesi.
Sanatı politikleştirme kaygısı kavramsal sanat hariç her dönemde etkili olmuştur. Modernin, sanatın kendi problemlerine yoğunlaştığı ve kendi işlevini kendisi olarak belirlediği günlerde politik imge etkisini yitirmiş, yerini sanat için sanat yapma fikrine bırakmıştır. Bu düşünce, karşıtları tarafından burjuva bir tavır olarak tepki görmüş ve formalist olarak değerlendirilmiştir. Hatta estetik kuramlar bile bu bağlamda dışlanmıştır. Oysa ki kavramsal sanatın muhalefeti sanatın kendisine dönen refleksif bir müdaheledir ve sanat için zorunlu bir işlevi ortaya koyar. Sanat, bilim ve felsefe gibi şeyleri kavrama çabasının bir alanı olarak zihinsel bir süreci barındırdığından kendi anlam ve anlatım sistematiklerini çözümlemesi halihazırda sanatın koşuludur. Bu anlamda sanatın temel işlevi, herhangi bir öyküyü aktarmak, toplumsal bir sorunu görünür kılmaktan öte kendi dinamiğidir. Fakat sanatı sosyolojik ya da psikolojik bir takım süreçlerin izi olarak görmek isteyen gruplar da mevcuttur. Örneğin, I. ve II. Dünya Savaşı, Nazi Almanyası gibi felaketlerle birlikte sindirilen ve bastırılan politik söylemler, avangard ile tekrar gündeme gelmiştir. 1968lerin Fransa’sının yollarını açan Situasyonist Enternasyonel yalnızca ‘hayatın ele geçirilmesi’ düsturunu değil, dadacılar ve sürrealistlerle birlikte hayatı sanatla yeniden birleştirmeyi hedeflemişlerdir. Toplumsal tasarının gerçekleştirilmesinde sanata verilen öncü rolu vurgulamak amacıyla avangard terimini siyaset diline sokan Saint-Simon,: ‘Sizlerin avangardı biz sanatçılarız…en etkilisi ve hızlısı sanatın gücüdür. İnsanlar arasında yeni fikirler yaymak istediğimizde, onları biz tuvale ya da mermere nakşederiz…Toplum üzerinde yapıcı bir iktidara sahip olmak, gerçek bir rahiplik görevi yürütmek ve sağlam adımlarla zihnin bütün melekelerinin önüne düşmek: İşte sanatın muhteşem kaderi.’ der. Böylece sanat, sanatçılardan çok, ondan yararlanmayı uman siyaset erbabı tarafından öylesine yüceltilmiştir ki adeta seküler bir kült havasına bürünür. .(1) Avangard, daha sonra Baudlaire ile temellenen özerkleşme tutkusuyla birlikte modernizmle ortak bir evrime girmiş, siyaset söylemlerinden tamamen sıyrılmıştır. Sonuç olarak Roland Williams avangard hakkında haklı çıkmış, sanatla hayatı birleştiren kapitalizm olmuştur.
Sanatın salt propaganda aracına çevrildiği ve belirli ideolojileri yaygınlaştırmak amacıyla kullanıldığı bu yıllarda, Türkiye’de sanatçılar bir yandan doğunun mistizminden sıyrılmaya, Batı’nın modern üslubunu Türkiye’deki sanat mecralarına dahil etmeye çabalamaktadır. Academia Julian gibi kurumlarda eğitim alan sanatçılar, batının sanat anlayışını benimseseler de, cumhuriyetin ilanıyla beraber anıt heykellerin ustalarına dönüşürler. Kamusal alanda ideolojilerin temsiliyeti ve aktarımı açısından büyük önem taşıyan anıtlar, Türkiye’deki ilk güdümlü sanat örneklerindendir. Sanatın gerçek yaşamı yansıtması, toplumun sorunları, sevinçleri ve kederlerini ifade etmesi düşüncesi altında toplanan ‘Yeniler’ grubuyla birlikte sanatı insanlara anlatmak, sanat toplum ilişkilerini güçlendirmek sanatçılar için bir misyon olmuştur. Bu bağlamda toplumcu gerçekçilik de Türkiye’deki sanat eserlerinde bu dönemde görülür. Toplumcu gerçekçilikte sanatçının görevi gerçekliği yorumlamak, yansıtmak ve değiştirmektir.(2) Toplumsal sanatın, Türkiye’de batıya nazaran çok daha kısa bir geçmişi vardır. Askeri müdaheleler ve toplumsal olaylara bağlı olarak sanatsal alanda politik söylemler 1950lerden itibaren görünür hale gelir.
Örneğin 1960’larda içerik ve insan sorunlarının ağırlıklı olarak sanatın içine girdiği bilinmektedir. 70’lerde ise sosyo-ekonomik alanda istikrarın sağlanmaması sanatta toplumsal eğilimlerin güçlenmesine neden olur. Mehmet Güleryüz 1971 yılında Paris’te gerçekleştirdiği Happeningte ayaklarına tekerlek yerleştirdiği salıncak üzerinde uyuyan bir domuz koyup dolaşır. Uyuyan domuz ile sistemden yaralananları, salıncağı sallayan kişi ile yani kendisi ile de sistemin emrindeki adamı temsil etmektedir. Yine 1973te Paris’te Papier-mache tekniğiyle yaptığı ‘işkenceci’ adlı çalışmasında Fransız kasap önlüğü giydirilmiş apoletli bir subay, masanın üzerinde yatan yarı belden kesik bir erkeğin içini boşaltmaktadır. Temelinde olumsuzlama ve eleştiri bulunan bu çalışmada işkenceciye kasap önlüğü giydirilmiş olmasıyla 12 Mart Darbesi ironik bir şekilde ifade edilmiştir.*(3)
1980 darbesine kadar sanatı siyaset ile ilişkilendiren sanatçılar, askeri yönetiminde etkisiyle depolitize edilirler. Böylece 90ların başlarına kadar sanat, siyasetten ve politik imgeden sıyrılmış bir maceraya atılır. Baskıcı ve yıldırılmış toplumun tüm birikintileri 90larda kazandığı ivmeyle beraber günümüze kadar edebiyat, resim, sinema ve fotoğraf alanında görünürlük kazanıp, sanat siyasetle tekrar birlikte anılır hale gelir. Halil Altındere, Gülsün Karamustafa, Serkan Özkaya gibi sanatçılar bu bağlamda çok sayıda yapıt üretmişlerdir. Serkan Özkaya’nın ‘Proletarya’sı siyaset gündeminde de tartışmalara yol açmış, dönemin kültür bakanı Ertuğrul Günay, başbakanın katılacağı bir açılış töreninde bu enstelasyonun yer almaması ricasında bulunmuştur. Özkaya, 5-6cm büyüklüğündeki 150.000 adet kırmızı işçi tasvirlerini zemine yapıştırmış, üzerine basıldığında malzemenin elastik yapısından dolayı tek yumrukları havada tekrar ayağa kalkan bu çalışma dikkatleri üzerine çekmiştir. Bu çalışmalar, Batının güncel sanat dünyasıyla da oldukça koşutluk göstermiş, hatta birçok isim benzer çalışmalarla yurtdışı sergilerine ve bienallere entegre olabilmiştir.
2010 yılında düzenlenen Berlin Bianeli’nin başlığı ‘Korkuyu unut: Sanat için eyle’ olarak belirlenir ve katılan sanatçılardan siyasi görüşlerini bildirmeleri talep edilir. Küratörlerden Zmijewski’ye göre konsept açıktır: ‘Gerçekten işe yarayan, gerçekliğe damgasını vuran ve siyasetin performe edilebileceği alanlar açan işler sergilemek.’(4) Küratörlerin yanılsamasını yarattıkları nokta ise ‘sanat için eyle’nen değil, siyaset için eylenen işleri sergilemektir. Aynı tarihlerde aktivist ve akademisyenlerden oluşan bir grubun kurduğu ve Açık Toplum Enstitüsü tarafından finanse edilen Center for Creative Activism(Yaratıcı Aktivizm Merkezi)2012 Yaratıcı Aktivizm Okulu’na başvuruların başladığını açıkladı. Özellikle eylemlerin rutin, renksiz ve etkisiz hale geldiğini düşünen taban örgütlerine yaratıcılığı öğretmeyi vaat eden okul, toplumsal hareketlerle sanatsal pratikler arasındaki bağı güçlendirmeyi hedefliyordu.(5) Aktivizm Okulu’nun geleneksel doktrinlerden uzaklaşmasını ve sanatsal pratiklerle uzlaşmasını öngören bu çabası, siyaseti sanata değil, sanatı siyasete entegre eden ve onun yaratıcı tarafından ilhamlanan bir aktivizmi(ama sanat olmak bakımından değil) örgütledi. Bu bir sanatçının aktiviste dönüşmesi durumundan oldukça farklıdır. Sanatçının performatif olarak aktivist eylemlerde bulunuyor olması onu sanatçı kimliğinden uzaklaştıracak, sanatçı değil aktivist yapacaktır. Bu anlamda da yaptığı şey sanat değil aktivizm olacaktır. 2011 yılında Boğaziçi Üniversitesi tarafından davetli olarak Türkiye’ye gelen sanatçı George Emilio Sanchez ’21. Yüzyılda Sanat ve Aktivizm’ seminerinde yaptığı konuşmada, özellikle Amerika’nın Irak işgalinden itibaren aktivist hareketlerin yükselişe geçtiğini, hatta aktivizm kelimesinden ‘art-ivizm’ kelimesinin türetildiğini belirtti. Sanatın siyasallaşması ve siyasetin sanatsallaşması bu anlamda tartışmaya açık bir noktaya taşındı.
Daha güncel ve yerel ifadelerle bu meselenin anlaşılması için bir kaç örnek sunmakta yarar var: Extramücadele ve Hafriyat gibi isimlerin çalışmalarındaki doğrudan siyasal göndermeler pornografik politik imgeler olarak görünür hale gelirler. Bu çalışmalar bir gazeteden farksız olarak gündelik toplumsal sorunları irdeleyen ve ileten enformatik birer yapıntı olarak düşünüldüklerinde ya da tarihsel bağlamlarından koparıldıklarında izleyiciye ne sunmaktadırlar? Soruyu daha da açarsak ‘Maden işçilerinin ölümünden, açıkça var olan kürt sorunundan ya da genel anlamda bir coğrafyaya ve bir döneme ait problemlerden haberdar olmayan ileri ya da geri tarihten bir izleyiciye bu eserler ne iletirler?’ Dönem koşullarını bildiren kültürel bir tarihsellik mi? Bu açıkça gazetelerin ve tarih kitaplarının görevidir. Burada politik sanat savunucularının karşı geldikleri nokta sanat eserlerinin daha kalıcı yapıntılar oldukları olacaktır elbette. Peki eserlerin konu edindiği kavramların kalımsız olması sorunu nasıl çözülecektir?
Sorunu ortadan kaldırdığınızda eser de kendini imha edecektir. Sanatın bir bilgi problemi olmasıyla birlikte bu türden bir bilgi akışını sağlamak gibi zorunlu bir işlevi hiçbir zaman olmamıştır. Üzerinde durulması gereken bir diğer konu ise gittikçe sıçrayan bu ideoloji yayma politikası sanatın kendisi zehirler hale gelmiş, sanat izleyicisini de, sanatçısını da sanatın kendisinden uzaklaştıran birer metafor ve birbirini tekrar eden kavramcı bir ağın içine hapsetmiştir.
Yakın zamanda, belirli bir konu altında toplanan ve konunun içeriğine yönelik çalışmaların geniş ölçekte izlenebildiği ‘Ateşin Düştüğü Yer’, güncel sanat pratiklerinin hangi medyumları kullanıp, nereden beslendiği üzerine fikir veren iki büyük sergiden biridir. Aynı şekilde 2012 yılında İstanbul Modern’deki Kadın Sanatçılar Sergisi(Hayal ve Hakikat), feminizmi kucaklayan tarafıyla yok sayılan kadın kimliğinin vurgusunu yapar. Buradaki problem bir cinsiyetin, ırkın ya da toplumun kendi kendini ötekileştirme durumunu sanat üzerinden gerçekleştiriyor olmasıdır. Kadın olmanın, kürt olmanın -tam aksi doğrultuda türk olmanın- sanatla doğrudan bir ilişkisi olmadığı, belirli bir kavrama indirgenemeyeceği açıktır. Sanat, kapsayıcı ve evrensel bir dildir. Sosyolojik bir dökümantasyon ya da bir sosyal sorumuluk projesinden öte bir şeydir. Ad Reindhart’a göre ‘Sanat sanattır, başka her şey de başka şeydir.’ Sanat, bir fikri meşrulaştırma alanından öte tinsel ve zihinsel süreçlerin ürünlerini ortaya koyar. Bir araç değil, amaçtır. Sanata yüklenen bu araçsallık, apaçık bir şekilde sanatın ve sanat eserinin tanımsızlığıyla ilişkilidir. Bugün tartışılması gereken soru budur: ‘Bir sanat eserini diğer şeylerden ayıran şey-ler nelerdir?

(1) Artun A. , Bürger, P. Avangard Kuramı, 2004, İstanbul: İletişim Yayınları, syf. 18
(2) Clark T., Sanat ve Propaganda Kitle Külltürü Çağında Politik İmge , 2011, Ayrıntı Yayınları, syf.102
(3) Tayyukoğlu D. (2007). 1960 sonrası Türk Resim Sanatında İroni ve Lisansüstü Eğitimde Sorgulanması, Yüksek Lisans Tezi.DEÜ Eğitim Bilimleri Güzel Sanatlar Eğitimi, syf. 63
(4) Bakçay E., Özden B., Çağdaş Sanattan Radikal Siyasete Estetik Politik Eylem, Toplum ve Bilim Dergisi, 2012
(5) a.g.m.
(6) Erzen J.N., Çoğul Estetik, Metis Yayınları, 2011, syf. 29
Merve Deniz 2012

Etiketler , , , , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: