GÖREN KENDİNİ GÖRMEK: OLAFUR ELIASSON’UN DUYU FRAGMANLARI

Bir müzeye giriyorsunuz ve sanat nesneleriyle karşılaşacağınızı düşünüyorsunuz. Ama
yanıldığınız bir nokta var; burada göreceğiniz –belki de deneyimleyeceğiniz diyelim- bir
nesneden çok, bir algılama bütünü.

Çağdaş sanatın nesne ile olan ilişkisi genelde geleneksel sanat nesnelerinden farklı olarak düşünülür. Herşeyin sanat, herkesin sanatçı olabilme esnekliğini sağlayan bu alanda sıklıkla neon lambalar, çeşitli ışık ve ekran düzenlemeleri ya da bir müzede görmeyi bekleyeceğiniz en son nesneyle karşılaşmanız oldukça olasıdır. Peki ya sanatçı size “Burada gördüğünüzden öte, gören kendinizi görün.” diyorsa?

CF017216

Riverbed, Olafur Eliasson @Louisiana Museum of Modern Art

“Bedeni zihnin içine, zihni bedenin içine koymaya çalıştığımı söyleyebilirsiniz.”

Kavramsal sanatçı Olafur Eliasson, doğanın içinde halihazırda var olan, hatta bazen doğanın kendisinden bir kesiti izleyicinin deneyimine sunan ve deneyimin kendisinin bir yorumlama paradoksu içerdiğini belirtiyor. Olafur’un düşüncesinin
temelinde bu deneyim yorumunun paradoksu yatıyor ki, sanatçı ‘’Bedeni zihnin içine, zihni bedenin içine koymaya çalıştığımı söyleyebilirsiniz.’’ diyor. Elbette doğanın bir parçasının ya da bir eyleminin simülasyonunu oluşturmak ve doğadaki su, toprak, hava, sis gibi temel olayları sanat eserinin bir parçası veya bütünü haline getirmenin arkasında yatan bu yaklaşım aslında çağdaş sanata modern felsefeden gelen bir miras. Modern felsefenin kurucusu olarak kabul edilen Kant, doğa karşısında insanın kendine ve doğaya hayretle baktığı, algının ötesinde bir yüce duygusu yarattığını söyler. Aynı zamanda Kant, insanı doğanın merkezine koyar ve aslında deneyimlediğimiz, tecrübe ettiğimiz tüm duyumlar belirli bir yorumlama filtresinden geçer; insanın kendisinden. Dünyayı algılama biçimimizden, hangi sanat eserini güzel bulduğumuza kadar etki eden bu ‘’Kant Gözlüğü’’, deneyimlediğimiz her olayın bir nevi referans noktası ama aynı zamanda sonucu etkileyen en büyük faktördür de. Kısaca, insanın sosyal-kültürel varlığından, yaşadığı toplumun her türlü kodundan etkilenerek oluşturduğu bu gözlük, deneyimin temel noktasıdır ve herşey bu filtreden geçmek zorundadır. Bizim bu deneyimleri yorumladığımız kadar, yorumların deneyimlerimizi şekillendirdiği de kaçınılamayacak bir gerçekliktir. Olafur, bu noktada sanatın en temel tartışma konularından biri olan yargı konusunda, yine sanatın bir diğer alanı olan doğa-sanat ilişkisi üzerinden kendi kavramsal çerçevesini oluşturuyor. Aynı zamanda paralel bir okuma olarak, çağdaş sanata hatta minimalizme de dokunan ‘’nesnesizlik’ konusuna da dikkat çekiyor.
Karşısında duracağınız bir tablo ya da heykelin ötesinde – bir nesnenin de ötesinde- hatta interaktif bir yerleştirmenin çok daha ötesindeki bir noktayı işaret ediyor; deneyimlenecek tek şey kendi duyumlarımız. Olafur’un sanat eserlerine ya da sergilere koyduğu isimlere baktığımızda da bu durumu kolayca çıkarsayabiliyoruz; Duygusal Geleceğiniz, Belirsiz Gölgeniz, Hissedilen Şeyler, Beyin Olarak Beden…

Olafur aynı zamanda sanatının temeline deneyim ve insanı yerleştirirken, üretim sürecinde de aynı yolu izliyor. Proje oluşturma aşamasında çok sayıda farklı disiplinden insanla birlikte hareket eden ve genelde çalışma ekibi ile birlikte fikir geliştiren sanatçı ile özellikle mimar Einar Thorsteinn ve Sebastian Behmann’ın adı sıkça birlikte anılıyor.
Kimi zaman bir bilim insanını, kimi zaman bir tasarımcıyı üretim ve fikir aşamasına dahil ederek çalışmalarına hem farklı bir bakış açısı eklemiş hem de kolektif üretimi destekleyen bir sanatçı profili oluşturuyor. Bu sayede çoğu zaman müzeler ve galeriler ile ilişkilerde, bir eserin nasıl yerleşmesi gerektiğinden, sergi alanının nasıl kurgulanacağına kadar varan çeşitli sorular dadeğerlendirilmiş de oluyor. Çünkü çoğu zaman, özellikle sanatçının 20 Ağustos 2014 – 1 Ocak 2015 tarihleri arasında Danimarka’da, Louisiana Modern Sanat Müzesi’nde gerçekleşen ilk solo sergisinde de olduğu gibi, çalışmanın izleyici ile doğru ilişkiyi kurabilmesi adına mekan kurallarına da hakim olmak gerekiyor. Olafur Eliasson’un Royal Collage of Art Copenhagen’da başlayan sanat yolculuğu, İstanbul Modern’in ‘’Geçmiş ve Gelecek’’ sergisi ile çağdaş sanat koleksiyonuna kazandırdığı eseriyle (Kırmızı Duygusal Küre) Türkiye’deki izleyicisi ile buluşuyor.

Bu makale Tasarım Dergisi No:244’te İngilizce ve Türkçe olarak yayımlanmıştır.
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s