Taşın sırrı bulundu!*

İstanbul’un güzelliklerine diyecek yok. Sokakları, insanları, kedileri ve binaları. Kentin yalnızca estetiğini oluşturan değil kültürünü de belirleyen ürünler olarak İstanbul’un herkes tarafından bilinen yapıların mimarlarını bir hatırlamak gerekiyor.

Bir toprağı, ülkeyi sahiplenmek ya da sevmek yalnızca kültürün ürünlerine değer biçmekten, o ürünlerle övünmekten gelmez. Eserleri üreten kişiler şüphesiz ki kültüre yeni bir ürün katmış, sosyal yaşamı şekillendirmiş kabul edilir. Kimin yerli, kimin milli olduğu tartışmalarının sürdüğü bu günlerde, ayrılıkçı düşüncelerin belirli gruplar ve kişilere yönelik nefretleri, söylemleri sadece o kişileri hedef almıyor, aynı zamanda hedef söylemlerin ontolojik varlıklarından tutun da üretimlerine kadar yer ediyor. Münferit bakış açıları olarak algılayamayacağımız bu durumun en büyük odaklarından biri de kuşkusuz yaşanılan yeri şekillendiren binalar, yapılar, kentler. Malzemenin kullanımı konusunda ön ayak olacak ve bugün hayranlıkla izlenen İstanbul’un güzelliklerine diyecek yok. Sokakları, insanları, kedileri ve binaları. Kentin yalnızca estetiğini oluşturan değil, kültürünü de belirleyen ürünler olarak İstanbul’un herkes tarafından bilinen yapılarının mimarlarını bir hatırlamak gerekiyor. Tam da tescilli siluetine eklenen gökdelenler, siteler, rezidanslar oteller dikilmişken ve tam da yerelliğin ne demek olduğunun anlaşılması gerekirken. İstanbul, organik yapısıyla her geçen gün değişen bir çehreye sahip. Diğer bir taraftan da, hiç umulmadık bir köşede kalmış kendi halinde eski bir yapıyla da karşılaşmak, o yapının tarihini ve ardında barındırdığı potansiyel hikayeleri bulmak oldukça olası. Hatta, çoğu zaman ve amma velakin, şehrin en eski yerleşim bölgesi olan Tarihi Yarımada, nam-ı diğer Eski İstanbul’da bile artık bu yapıları seçmek oldukça zor hale geldi. İstiklal Caddesi gibi kalabalık ve kentin nabzını oluşturan merkezi bölgelerde ise binaların çoğu ya restorasyondan, ya bakımsızlıktan bitap düşmüş ya da unutulduklarından dolayı gözün görmediği bir noktada. Binalar derdini söyleyemez. ‘Beni onar, böyle olmak istemiyorum.’ diyemez. İşte burada, toplumsal bireyler olarak tam olarak bize düşer görevler. Nice romanlara, şiirlere ve şarkılara ilham olagelenlerden en azından bir tanesini yaşatabilmek için. Saymakla biten ama yıkmakla bitmeyen bu yapıların en önemlilerinden biri ise; geçtiğimiz aylarda özel bir şirketin telefon reklamıyla kaplanıp ardından da kötü restorasyonu ile dikkatleri üzerine çeken Narmanlı Han. Sokaktan bakıldığında yalnız bankı, yalnız kedileri ve kapısına vurulan kilidiyle önünden geçilip giden yerdi Narmanlı Han bir zamanlar. 1933 yılında Narmanlı Kardeşlerin binayı satın almalarından önce Rus Sefarethanesi olarak kullanılan, 1917 Rus Devrimi sonrasında İstanbul’a göç eden Rus nüfus ile eski hareketli günlerine tekrar kavuşan han, şimdilerde boş bir şekilde akıbetini bekliyor. D grubu ressamlarından Bedri Rahmi Eyüboğlu’na kadar bir çok ünlü yazar ve sanatçının atölyelerine ev sahipliği yapmış olan bina tarihinde, yalnızca sanat eserleri, kent kültürüne dair anektodlar saklamıyor; aynı zamanda Aliye Berger ve Charles Berger’in derin aşk hikayesi, sarı votkaların tadı, sık sık buradaki atölyelerde arkadaşları bulunan dönemin ünlü kolejlerinde eğitim veren profesörlerin yankılanan cümleleri, derin politik tartışmalar, Stradivarius ezgileri ve Pera’da akşam yemeğine çıkmadan önce ince tayyörleri, zarif ayakkabıları ve şapkalarıyla hanımefendi ve beyefendilerin zarafetlerini barındırıyor. O günler ile bugün arasında kurulan bağlar ise zorunlu olarak teknik detaylar gibi profesyonel inceliklere bırakılmış. Çünkü bugün mimarlık okuması kullanılan malzemenin yenilikçiliğinden öteye bir bilgi vermiyor. Oysa binalar yaşar. Sefarethane döneminde Rus Elçilik binası olarak kullanılan Narmanlı Han, hem bürokrasinin kalbi hem de yer verdiği çok sayıdaki ofis ile ticaretin merkezi haline de gelmiş. Dönemin ilk Rus Elçisi olarak atanan Lev Tolstoy’un büyük dedesini de ağırlamış, Rus mahkumlar için bir hapishane işlevi de görmüş. Bu sırada, Narmanlı Han’ın tam karşısında yer alan bugünün Rus Konsolosluğu Fossati Kardeşler tarafından inşa ediliyormuş. Fossati Kardeşler; İsviçre’nin İtalya sınırında bulunan ve halkın İtalyanca konuştuğu Ticinio bölgesinde doğmuş, Venedik’te öğrenim hayatlarına başlamış ve Milano’nun ünlü okulu Brera’da mimari eğitimi almış. Türkiye’de özellikle Tanzimat döneminde elli üzerinde projeleri bulunan Fossati Kardeşler’in en büyük çalışmalarından biri 1847 yılında dönemin padişahı Abdülmecit tarafından Ayasofya’nın restorasyonunda görevlendirilmeleri ile başlamış. Venedik Sarayı ve Hollanda Konsolosluğu binası renovasyonları ile birlikte Reşit Paşa Sarayı’ndan, Rus Konsolosluğu’na kadar İstiklal Caddesi üzerinde bulunan bir çok binada çalışmalarda bulunmuşlar. Çemberlitaş’ta bulunan, bugün Basın Müzesi, dönemin Osmanlı Eğitim Bakanlığı binası da Fossati Kardeşler’in önemli çalışmalarından biri.

botter_4

Botter Apartmanı (Casa Botter), D’Aronco

Raimondo Tommaso D’Aronco

İstanbul’a Art Nouveau’yu getiren mimar olarak tanınan D’aronco 1869 yılında II.Abdülhamit tarafından baş mimarlığa getirilmiş. Osmanlı Mimarisi ve 1910’dan sonra yeni gelişen Pera bölgesine hayat veren Yeni İstanbul Mimarisinin öncülerinden biri olarak anılan Raimondo D’Aronco’nun en önemli eserlerinden biri Botter Apartmanı’dır. Botter Apartmanı, şimdilerde restorasyon plakalarıyla örtülü halde, Narmanlı Han’ın Tünel’den Taksim’e doğru giderken sağında bulunuyor. II. Abdülhamit’in terzisi Mösyö Jean Botter için tasarlanan binanın pencereleri İstiklal Caddesi’ndeki ilk Art Nouveau stiline örnek teşkil ediyor. Aynı zamanda Botter Apartmanı’nın yalnızca mimarisi değil, aydınlatma mimarisi gibi detayları ile de İstanbul’un en önemli eserlerinden biri olduğu kabul görüyor. Karaköy’de yıkılan küçük cami, Haydarpaşa Numune Hastanesi ve karşısında yer alan Marmara Üniversitesi Kampüsü gibi eserlerinin yanı sıra, şimdilerde cumhurbaşkanlığına ait olan Huber Köşkü de D’Aronco’nun en bilinen yapıtları arasında.

img_0683

Taşkışla, Balyan Kardeşler

Balyan Kardeşler

İstanbul’un bugün bütün estetik ve sağlam yapılarına bakıldığı zaman Balyan ailesinden bir mimarın dokunuşunu taşıdığı görülür. Altı farklı Osmanlı padişahına hizmet etmiş Balyanlar, dört nesil boyunca çeşitli güzellikte eser ortaya koymuş. Bunların başında Dolmabahçe Sarayı, Çırağan Sarayı, Yıldız Sarayı, Beylerbeyi Sarayı, Ihlamur Kasrı, Selimiye Kışlası, Taşkışla, Nusretiye Cami, Ortaköy Cami, Üç Horan Kilisesi, Harbiye Askeri Müzesi, Kuleli Askeri Lisesi, Tophane Saat Kulesi ve Osmanlı’dan beri kapı numaraları hiçbir değişikliğe uğramamış tek cadde olarak bilinen Akaretler’deki bir çok bina Balyan Kardeşlerin eserleridir. Boğazın mimarları olarak bilinen aile hakkında Pars Tuğlacı tarafından yazılmış yedi yüz kırk dört sayfalık oldukça kalın bir kitap da bulunuyor; Osmanlı Mimarlığında Balyan Ailesinin Rolü ( The Balian Family In Ottoman Architecture: İnkılap ve Aka Yayınevleri). Atatürk Üniversite öğretim üyesi Selman Can’ın arşiv taramaları sonucunda adı geçen eserlerin Balyan ailesine değil, Abdülhalim Efendi’ye ait olduğu da ayrı bir tartışma konusudur fakat, Balyanların kökleri Kayseri’ye dayanan Ermeni bir aile olması resmi tarih kayıtları ile ilgili şüpheciliği de beraberinde getirmiyor değil.

410_Pera_Palas

Pera Palas, Valluary

Alexandre Vallaury

İstanbul’un Cumhuriyet dönemi önemli figürlerinin çoğunu genellikle levantenler oluşturur. Levanten kısaca; genellikle İtalya, Fransa ve Almanya olmak üzere Avrupa ülkelerinde kökleri bulunan, bir kaç kuşak İstanbul’da yaşayanlara verilen isim. Levanten arasında ünlü sinemacılar, fotoğrafçılar, İstiklal Caddesi’nin en meşhur lokantalarının sahipleri, en güzel binalarının mimarları da bulunuyor. Bunlardan biri de, bugünkü adıyla Mimar Sinan Güzel Sanatlar Fakültesi olan Sanayi-i Nefise Mektebi’nin mimarlık bölümünü kuran ve ilk öncü öğretim görevlilerinden biri olan Alexandre Valluary. Osmanlı kültürünü çok iyi tanıyan ve mimarı üslubunda batı temelini bu kültürle yoğuran Valluary’nin İstanbul’da yalılardan köşklere, camiden banka binalarına kadar çok sayıda eseri yer alıyor. Bunların başında; Abdülmecid Efendi Köşkü, Osmanlı Bankası Genel Müdürlük Binası, Osmanlı Bankası Eminönü Şubesi, Taksim Meydanı’ndaki The Marmara Otel’in yerinde bulunan Taksim Meydanı, Arif Paşa Yalısı, Pera Palas Oteli, Müze-i Hümayun (1907 yılında yıkılmıştır), Büyük Kulüp Binası, Hazeren Han, zamanında tıp okulu olarak işlev gören şimdiki Haydarpaşa Lisesi yani Mekteb-i Tıbbiye Şahane ve İstanbul Arkeoloji Müzeleri ana binası yer alıyor. Valluary’nin değerli yapılarından en önemlilerinden kabul edilen bir diğer yalı ise Neslişah Sultan’ın dünyaya geldiği Tophane Müşiri Zeki Paşa Yalısı. Yapı, Rumelihisarı’nda Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nün hemen altında yer alıyor. Abdülhamit döneminde on yedi yıl süre için Tophane müşiri için inşa edilen yalı daha sonraları Vahdettin’in kızı Sabiha Sultan’ın mülküne geçmiş. Boğazdaki yalılardan farklı bir mimariye sahip olan yalı kayalıklar üzerinde yükselen bir şato gibi görünüyor ve yirmiden fazla odası bulunuyor. Yirminci yüzyılın başlarında inşa edilen Zeki paşa Yalısı’nın taştan yapılmasından dolayı da farklı bir görünüşü var. Dünyanın en pahalı ikinci evinden birisi olarak gösterilen yalı şimdilerde satılık…

*’’Taşın sırrı bulundu!’’ ifadesi Ezel Akay’ın Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü? adlı filminin bir sahnesinden alınmıştır. Osmanlı’nın kuruluşu zamanında Bursa’da geçen film, meşhur Hacivat Karagöz oyunlarının doğuşunu kurgulayarak esprili bir dille aktarıyor. Filmde, İslamı kabul döneminde Şamanların taşın sırrını, yani çimentonun özünü bildiklerine yönelik bir vurgu yapılmış. Burada doğrudan bir çıkarsama yapılmaksızın, yalnızca filmde kullanılan cümle alıntılanmıştır. Bugünlerde en çok kullanılan inşaat malzemesi çimentonun icadına dair tarih kitaplar bize 1824 yılını gösteriyor. Bu tarihten önce taşın ve ahşabın farklı kullanımlarına denk geliyoruz. 1931 yılında ilk beton asma köprünün yapımı ve hemen ardından ODTÜ’deki Behruz Çinici’nin Türkiye’nin ilk beton binalarını görüyoruz.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s