İSTANBUL’UN KİLİSELERİ

Mimari yalnızca binalardan ibaret olmadığı, insanları ve hayatları şekillendirdiği gibi; birlikte yaşayabilme ve farklılıklara olumlu anlamlar yükleyebilme umudumuzun göstergelerini de taşır.

İstanbul, etnik ve kültürel farklılıklara sahip bir çok kimlikten ve kökenden insanın hep birlikte yaşadığı bir kent olarak bilinir tarihte. Osmanlı’nın yayılmacı politikalarının da etkisiyle beraber bu çokkültürlü ortam daha da zenginleşmiş, kendisi zenginleştikçe insanları da sosyal anlamda kendilerini geliştirmiştir diyebiliriz. İstanbul’da yaşayan her kesim için aynı sosyal haklar geçerli olmasa da; -örneğin azınlıklara tanınan haklar ile ilgili çok fazla konu bugün bile oldukça tartışmalı haldeyken- şehrin dokusunu oluşturan bu insanlar İstanbul’da yaşamayı bir ayrıcalık saymışlardır. Osmanlı Devleti boyunca Tarihi Yarımadanın temel yerleşim yeri olmasının yanı sıra, 1900’lü yıllarda İngiliz ve Fransız donanma askerlerinin canlandırdığı Beyoğlu ve çevresine bir de Bolşevik Devrimi’nden kaçan Beyaz Ruslar eklenince şehir 1950 ortalarına kadar büyük kültürel değişimler yaşamıştır. 1950 sonrası aldığı göçler ve kent politikaları sebebiyle sosyal-ekonomik kavgalarının zirvesine ulaşmıştır. İstanbul’a gelen her kesimden insan şehre kendi kültürüne ait bir değer katmış, mimarisinden yaşam biçimlerine kadar bir çok alana nüfuz etmiştir. Bugünden baktığımızda ise, bu çeşitlilikten kısmen hiçbir şey kaybetmediğini düşünüyoruz. Belki değerlerine çok fazla sahip çıkamamış ve farklı politik-ekonomik çıkarlar amacıyla ya da sadece yangınlar gibi doğal felaketlerle değişimler yaşamış olsa da, İstanbul’un Ermeni ya da Rum el zanaatkarlarından, İstiklal Caddesi’nde salınan kravatlı beyefendilerinden ve ince topuklu hanımefendilerinden bahsetmeyen nostaljik bir sohbetle karşılaşmamak hemen hemen imkansızdır. Bu çokkültürlü sosyal duruma bir de yaşamsal pratikler eklenince İstanbul hakkında söylenen ‘dünyanın en güzel şehirlerinden biri’ ifadesi sadece boş bir sohbet olmaktan çıkar. Çünkü İstanbul, medeniyetleri ve ev sahipliği yaptığı farklı din, dil, ırkların şekillendirdiği, ayağı değenin bir yerlere izini bıraktığı canlı bir şehirdir. Bugün her ne kadar aksini düşünmemizi gerektirecek çok haklı sebeplerimiz olsa da, hala ayakta kalabilmiş bir kaç mimari örnek bu kenti yaşanılabilecek kılan ögelerden bazılarıdır. Mimari yalnızca binalardan ibaret olmadığı, insanları ve hayatları şekillendirdiği gibi, birlikte yaşayabilme ve farklılıklara olumlu anlamlar yükleyebilme umudumuzun göstergelerini de taşır. Bu örneklerin en başında ise elbette dini yapılar gelir. Bugün aynı sokakta bir kilise ve bir caminin bulunması, yapay bir çokkültürlülük anlayışından değil, organik bir şehirleşmenin örneğidir. Bu yapıların inşa tarihlerine baktığınızda bu durumu daha kolay anlayabilirsiniz. Yanından usulca, hiç fark etmeden geçilenler ya da Aya Yorgi Kilisesi’nde olduğu gibi uzun ve zorlu yolculuklarla ziyaret edilenler gibi bir de hiç bilinmeyen, değer görmeyen ve fark edilmeyen örnekleri vardır bu yapıların.
Resmi olarak İstanbul’daki kiliselerin genel dağılımı çokluk sıralamasına göre Ortodoks, Protestan, Katolik ve Anglikan olarak kayıtlı. Bu yapılar genelde Hagia (aziz), Hagios (azize) ya da Ermeni kiliselerinde Surp (kutsal) ön adlarını alarak isimlendirilmiş. Bir çoğu günümüzde aktif ibadethane görevi görmese bile müze, arşiv, dernek gibi çeşitli işlevler kazandırılmış. Özellikle bir çoğu Bizans döneminde inşa edilen Rum Ortodoks kiliselerinin çoğunluğu bu şekilde kullanım görürken, geri kalan bir çoğu ise harabe halinde ya restorasyon ya da işlevlendirme beklemekte. Sadece İstanbul’da 73 adet bulunan Rum Ortodoks kiliseleri ile birlikte, 9 tane Katolik kilisesi, 4 adet Anglikan kilisesi, 16 tane Protestan ve Sveti Stevan Bulgar Kilisesi ya da Rus Ortodoks Kilisesi gibi diğer kategorisinde bulunan 5 tane daha kilise mevcut. Toplam rakam İstanbul için 116 iken, Türkiye genelinde ise günümüze ulaşan toplam rakam 270’tir. Elbette bu kiliselerin hepsi en azından günümüze ulaşacak değeri taşımış ve hepsi ayrı bir tarih ve özellik gösteriyor. Ama bazıları bir çok yönden biricik. Örneğin Ayasofya’yı (Hagia Sophia) görmek için İstanbul’a gelen kişi sayısı Antalya’da denize girmeye gelen turist sayısından daha fazla. Önceden kilise, sonra cami ve şimdilerde müze olan bu yapı mimari anlamda da oldukça önemli elbette ama aynı zamanda hakkında bilgi edinmenin de pek zor olmadığı bir kilise. Hemen hemen her tarih kitabında ya da sadece turist rehber kitapçıklarında bile birçok bilgiye ulaşabiliyor. Bir de adı hiç duyulmayan ya da her gün önünden geçseniz dahi görülmeyen örnekleri mevcut. Bu sebeple demir kilise olarak bilinen Stevi Stevan Bulgar Kilisesi, Kırım’ı Anma Kilisesi ya da Rus Ortodoks Kilisesi gibi hakkında pek konuşulmayan örneklere daha yakından bakmak gerekiyor. Bu kiliselerin her biri çok derin tarihsel bilgiye ve mimari detaylara sahip. Bu sebeple şimdilik sadece kısa bir başlangıç yapalım.

sveti-stefan-bulgar-kilisesi

Sveti Stevan Bulgar Kilisesi

Haliç’in kenarında, İstanbul’un Balat semtinde bulunan ve bu günlerde restorasyonda olan Sveti Stevan Bulgar Kilisesi, İstanbul’daki tek Bulgar kilisesi olma özelliğine sahip. Fener Patrikhanesi’ne oldukça yakın olan kiliseye Balat sahilinden bakıldığında üst tarafında ‘Kırmızı Okul’ adıyla bilinen Fener Rum Erkek Lisesi bulunuyor. Yalnızca demir kullanılarak inşa edilen Sveti Stevan, aynı zamanda prefabrik oluşuyla da oldukça enteresan bir mimarlık örneği sergiliyor. Üç nefli bir bazilika olarak kabul edilen kilise İstanbul’da yaşayan Bulgarlardan oluşan bir cemaate sahip. Yapının mimari özellikleri ise hem prefabrik oluşu hem de demirden oluşuyla şekilleniyor. Toprak üzerinden 0.9 metre yüksekliğinde bulunan bir bodrum katın üzerinde ibadethane yer alırken, ikişer tane yan kapıya ek olarak binanın güneybatı yönündeki kapıdan giriş yapılıyor. Binada demirden olmayan tek öge ise; ibadethanenin apsis bölümünü ayıran ve üzeri altın yaldız kaplı görkemli bir ahşap ikonastasis. İki yan nefin ve giriş bölümünün üzerinde yer alan galeri bölümünün üzerinde çapraz tonozlar bulunurken, orta nefle transeptin üzerinde birer beşik tonoz bulunuyor. Beşik tonozların içi Rönesans döneminde yapılan birçok kilisede olduğu gibi kare biçimli kasetlerle kaplı. Ayrıca, kulede bulunan çeşitli büyüklükteki altı çanın üzerinde, Sveti Stefan Bulgar Kilisesi yazılı.
Şimdilerde restorasyon çalışmaları sebebiyle ziyarete kapalı olsa da, Sveti Stevan Kilisesi hem tarihi hem de mimari özellikleriyle İstanbul’un en önemli kiliselerinden biri olma özelliğine sahip.

gfgdgdgd

Kırım Kilisesi (Kırım’ı Anma Kilisesi)

Kırım Kilisesi’nin adı ilk duyulduğunda buranın Kırım’a ait bir kilise olduğu ve Kırımlı cemaat tarafından kullanıldığı akla geliyor. Hatta bir çok kişi bu yanlış bilgiyi ağızdan ağıza da yayıyor. Aslında kilisenin adı Kırım’ı Anma Kilisesi. Bu yapı İngilizler tarafından Kırım Savaşı’nı anmak üzere inşa ettirilmiş ve adı Kırım’ı Anma Kilisesi konmuş. 1868 yılında inşa edilen kilisenin mimari ise C.E. Street ve aslında neogotik tarzıyla bir Anglikan kilisesi olduğunu da oldukça belli ediyor. Kırım’ı Anma Kilisesi günümüzdeki topluluğunun büyük bir kısmını Uzakdoğulular ve Sri Lankalılar oluşturuyor. Kilisenin cemaati aslında ismine aldanmamayı sağlayan diğer önemli faktörlerden biri. Beyoğlu’nda, İstanbul’un en önemli apartmanlarından biri olarak kabul edilen Doğan Apartmanı’na oldukça yakın bir konumda bulunan Kırım’ı Anma Kilisesi İstanbul’da faaliyet gösteren önemli kiliselerden biri.

Aya Triada

Aya Triada Rum Ortodoks Kilisesi (Ayia Trias Kilisesi)

Taksim meydanından Sıraselviler caddesi yönüne doğru baktığınızda zorlukla da olsa görülebilen Aya Triada Rum Ortodoks Kilisesi merkezi konumu sebebiyle oldukça avantajlı bir lokasyonda bulunmasına rağmen, ne turistler ne de hergün Taksim civarından geçen insanlar tarafından bile zorlukla fark edilen bir yapı. Oldukça heybetli olmasına rağmen, ara sokakta olmanın basiretsizliğini yaşasa da, Aya Triada Rum Ortodoks Kilisesi İstanbul’un en önemli yapılarından biri. Özellikle yeni yıl ve hristiyan toplulukların büyük önem bahşettiği İsa peygamberin doğumu kabul edilen 24 -29 Aralık günlerinde oldukça kalabalık olan mekan ayinleriyle gittikçe popüler hale geliyor. Ayia Trias Kilisesi olarak da bilinen kilisenin adı, Rumcada ‘Kutsal Üçleme’ anlamına gelir. Kutsal üçleme ise teslis olarak bilinen Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’a işaret eder. Mimari olarak Bizans mimarisi ile modern mimari arasında bulunan Aya Triada Rum Ortodoks Kilisesi’nin üzerinde yazan tarihe göre 14 Eylül 1880 yılında inşa edilmiş. Kubbeli yapısı nedeniyle Tanzimat sonrası dönemde yapıldığı sanılan kilise haç planına sahip ve iki yanında birer çan kulesi bulunuyor. Kagir olan bu yapının Osmanlı döneminde azınlık ibadethanelerinde kubbe kullanımı yasağının hemen kalkması ardından yapıldığından dolayı Aya Trias oldukça güzel bir kubbeye sahip. Taksim tarafından girişi olduğu gibi Sıraselviler Caddesi’nden de girişin sağlanabiliyor. Hatta Sıraselviler Caddesi üzerindeki birçok dükkan kilise vakfına ait. Geçmişte burada Aylos Yeorylos Kilisesi’nin bulunduğu ve şimdiki Aya Triada’nın avlusunun bulunduğu alanda ise bir mezarlığın bulunduğuna dair kayıtların mevcut olduğu söyleniyor. Mimarı Vasilaki İoannidi Efendi olan kilisenin içerisinde aynı zamanda Beyoğlu Rum Ortodoks Kiliseleri ve Mektepleri Vakfı da yer alıyor. Vikipedi sitesinin kilise mimarisine dair aktardıkları ise şöyle; ‘’Kilisenin kubbedi dört taşıyıcıyı bağlayan kemerler üzerindeki yüksek bir kasnağın üzerine oturtulmuştur. Kubbe kasnağında on iki pencere vardır, bu 12 pencere 12 havariye gönderme yapan mimari bir işarettir.[2] Camekanlı bir dış cepheye sahip bulunan kilisenin zemini mermer döşelidir. Naosun iki yanındaki galeriler, bu mekandan dörder mermer sütun ve bu sütunlara oturtulmuş kemerlerle ayrılır. Galerilerin naosa bakan cephelerinde ikonlar yer almaktadır. Naosun doğusunda bulunan mermer ikonastasis dört küçük sütun ve kabartma tekniğinde motiflerle bezenmiştir. Yine kabartma tekniğinde bezenmiş olan ambon (İncil okuma yeri) mermerden, başrahip tahtı ise mermer ve oniksten inşa edilmişlerdir. Absise üç basamak mermer merdivenle çıkılır. Üst kattaki, kadınların ayini izlemeleri için yapılmış kısım kuzey yönünde inşa edilmiştir. Bu kısmın ön tarafında İsa‘nın hayatıyla ilgili çeşitli tasvirler bulunmaktadır. Kubbeyi taşıyan kemerlerle, narteksin tavanı ve kemerleri renkli nakışlarla işlenmiştir.’’

Czestochova Meryem Ana Kilisesi

 1914 yılında inşa edilen Czestochova Meryem Ana Kilisesi eski zamanlarda Polonyalıların yaşadığı ve ismi de buradan gelen Polonezköy’de bulunuyor. Bu yapının bulunduğu yerde eskiden Azize Anna Kilisesi bulunuyormuş ama İstanbul’un kaderi haline gelen depremler sebebiyle 1894 yılında yıkılmış.

Aya Panteleimon Kilisesi

Karaköy’de bulunan bir kaç gösterişli kilisenin aksine Aya Panteleimon Kilisesi eski ve metruk bir binanın en üst katında bulunuyor. Tek odalı bu ibadethanenin papazı Rusya tarafından görevlendirilmiş ve ödemeleri de yine Rusya tarafından yapılıyor. Kilisenin en büyük özelliği ise; dinlerin yeni yeni yayılmaya başladığı zamanlardaki gibi bir bodrum katını ya da mutfağı ibadethane haline getiren topluluklar primitifliğinde bir ‘çatı katı kilisesi’ olarak inşa edilmesi. Bu durum aslında biraz zorunlu olarak gerçekleşmiş. 1920’li yıllarda Rusya’daki devrim sonucu İstanbul’a göç eden çok sayıda Rus için bir kilise inşa edilmek istenmiş. Fakat o dönemlerde Türkiye’de azınlıklara ibadethane inşa etme izni verilmediği için, bir çatı katı kiliseye çevrilmiş. O yıllardan bu yıllara kadar aktif olarak hizmet veren bu ‘çatı katının’ şimdilerdeki cemaati ise; artık sınırlı sayıda kalan Rus yerleşikler ve İstanbul’u ziyaret eden Rus turistler. Rusya’daki kiliselere nazaran daha katı kurallara sahip olan bu kiliseye gitmek isteyen kadınların pantolon ya da şort giymemeleri, başlarını örtmeleri ve bu tek göz odada her yere yapıştırılmış olan uyarı notlarını takip etmesi gerekiyor. Aksi durumda kiliseye alınmamak veya dışarı çıkarılmak kaçınılmaz.

Bu metin İstanbul Art News’te yayımlanmıştır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s